![]() |
| Transdesign, 2010, Neon yazı |
Benzer bir yaklaşıma Donna Haraway’in Siborg Manifestosu’nda rastlıyoruz. Haraway’in 1985 yılında ‘Yirminci yüzyılın sonunda bilim, teknoloji ve sosyalist feminizm’ alt başlığıyla yayınladığı metinde; ‘batı’nın bilim ve siyaset geleneklerinde (ırkçı, erkek-egemen kapitalizm geleneği, ilerleme geleneği, doğayı kültür ürünleri kaynağı olarak sahiplenme geleneği, benliğin başka benliklerin yansımalarından yeniden üretilmesi geleneği) organizma ile makine arasındaki ilişkinin, hep bir sınır muharebesi şeklinde cereyan ettiğini anlatır. Bu türdeki bir sınır muharebesinin paylaşılamayan toprakları da üretim, üreme ve tahayyüldür. Haraway’e göre siborg, hem ‘tahayyül’ün hem de ‘maddi gerçeklik’in yoğunlaşmış bir imgesidir ve yirminci yüzyılın sonlarına, bizim çağımıza, bu mitik çağa geldiğimizde, hepimizin makine ile organizmanın teorik bir zeminde ifade edilen ve fabrikasyon misali uydurulmuş birer melez olduğumuzu vurgulamak gerekir; kısacası, hepimiz siborguz. Baudrillard’ın karamsar yaklaşımına karşı Haraway sınırların karışmasını sevinçle karşılamakta, bu belirsizlik ve özgürlükten yeni bir dil, yeni bedenler ve yeni bir dünya anlayışı geliştirilebileceğini savunur. Ayrıca, sosyalist-feminist kültür ve teoriye, postmodernist, natüralist-olmayan bir tarzda ve cinsiyetin olmadığı bir dünya -belki doğuşun olmadığı, belki sonu da olmayan bir dünya- tahayyül eden ütopik gelenek dahilinde, katkıda bulunma çabasını temsil eder. Haraway; ‘İkisi sarmal dansla birbirlerine sarılmışlarsa, ben tanrıça olmaktan ziyade siborg olmayı yeğlerim.’der. Siborg tanımında insan vücudunu yapı-bozuma uğratırken kadın kimliğinin de tam bu aşamada ikilikler arasındaki sınırlar belirsizleşmişken tekrar keşfedilebileceğini söyler. Haraway’e göre tüm hiyerarşik ve tahakkümcü farklılıklar söylemlerden kaynaklanıyordu. Bedenimiz, ontolojimiz ve tarihimiz, hepsi kelimeler ile inşa edilmiştir, dolayısıyla da değiştirilebilir.
![]() |
| Transdesign, 2010, Neon yazı |
Bu bağlamda Haraway’in ‘Siborg Manifestosu’ Queer teoriyle ilişkili olarak da okuma pratikleri yapılmıştır. Özellikle Butler’ın geliştirdiği toplumsal cinsiyetin yeniden üretimi ve performatif oluşu, toplumsal cinsiyetin ve kadınlık, erkeklik kategorilerinin ezeli ve ebedi olmadığı, bunların toplumsal ve kültürel olarak kurulduğu ve değişebilir süreçler olduğu Haraway’in tüm ikili karşıtlıklara karşı çıkmasıyla benzerdir. (Butler, 2010)
Transdesign serisi Haraway’in organik ve mekanik olanı aynı bedende birleştirdiği siborg metaforu gibi üretimi -dolayısıyla eril iktidarı-simgeleyen teknik tasarımla, özgürlüğü, sanatı temsil eden organik formları birleştirir. Tüm bu ilişkileri kurarken üreten öznenin -burada özne aynı zamanda bu satırların da yazarı oluyor- tarihi tüm bu sürecin oluşumunda yadsınamaz. Şöyle ki; anti-kapitalist bir perspektifle çalışma hayatı –üretim mühendisi/iktidarı olarak- önce tahrip edilmiş sonra tamamen sanatsal bir boyutta tekrar inşa edilmiştir. Özne de tıpkı yapıtı gibi kimliğini yeniden inşa ederek özgürleşmiştir.
![]() |
| Transdesign, 2010, Tuval üzeri yağlıboya, Diptik 150x180 cm |
KAYNAKÇA
Baudrillard, J., Kötülüğün Şeffaflığı-Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme, çev.: E. Abora.- I. Ergüden, Ayrıntı Yayınları, 1995
Butler, J., Cinsiyet Belası- Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi, çev.:Başak Ertür, Metis Yayınları, 2. basım, 2010
Haraway, D.J., Siborg Manifestosu, çev.: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, 2006



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder